<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>Türk Edebiyatı</title>
        <description></description>
        <link>http://turkedebiyati.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Mon, 09 Nov 2009 08:07:21 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>Sosyal Gerçekçilik nedir?</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/sosyal-gercekcilik-nedir_10988671.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/sosyal-gercekcilik-nedir_10988671.html</guid> 
            <description>
&quot;Millî Edebiyat&quot; devrinde bağlanılan &lt;b&gt;gerçekçilik&lt;/b&gt;
anlayışı, Cumhuriyet döneminde de güçlenerek devam etmiştir. Yeni
sanatkarların katılmasıyla, hikayede çeşitli konular işlenmiş, böylece
değişik akımların edebiyatımıza girmesi çabuklaştırılmıştır. Gerçekçi
anlayışa bağlanan bazı sanatkarlar, &lt;b&gt;sosyal&lt;/b&gt; problemlere ideolojik olarak yaklaşarak olayları &quot;&lt;b&gt;sosyal&lt;/b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;b&gt;gerçekçilik&lt;/b&gt;&quot; açısından değerlendirdiler. Sadri Ertem ve Sabahattin Ali'nin öncülük ettiği &quot;&lt;b&gt;sosyal&lt;/b&gt;&amp;nbsp; &lt;b&gt;gerçekçilik&lt;/b&gt;&quot; akımı, başlangıçta ilgiyle karşılandı. Ancak, &quot;sonunda kendi aşırılığına saplanmak tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.&quot;23&lt;br&gt;&lt;b&gt;Sosyal&lt;/b&gt;
gerçekçiler, cemiyetteki olumsuzlukları vermekte aşırıya gittiler. Bu
anlayış, daha güzel bir dünyada yaşamak ve mutlu olmak isteyen insanın
duygu ve arzularına cevap vermiyordu. Cemiyeti ilgilendiren olayların
yanında, ferdin iç gerçekleri, yalnızlığı, bunalımı, cemiyetle
ilişkileri gibi konuların üzerinde durulmasına da ihtiyaç vardı.&lt;br&gt;
Yeni hikayeciliğimizin temsilcisi olanlar, bir taraftan &lt;b&gt;sosyal&lt;/b&gt; &lt;b&gt;gerçekçilik&lt;/b&gt;
anlayışım güçlendirirken, bir kısmı yeni arayışlara devam etmekteydi.
1930-1950 tarihleri arasında, bu akım devam etmekle beraber, ferdî
gerçekler gündeme gelir. &quot;Gözlemci-gerçekçi&quot; veya
&quot;tasvirci-gerçekçi&quot;ler, bakışlarını yeni temalara çevirme gereğim
duyarlar. Gözlem ve tasvir güçlerim, cemiyet hayatım yansıtmak için,
kullanan sanatkarlar, ferdî duyguları da çözmeye çalışıyorlardı.
Kalabalıklar arasındaki ferdin durumunu anlatan eserler,
hikayeciliğimiz için yeni anlayışı da beraberinde getirir. Böylece,
cemiyet içindeki ferdin gerçeklerine yönelen yazarlarımız ortaya çıkar.
Bu .. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/sosyal-gercekcilik-nedir_10988671.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 15 Mar 2008 15:18:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Pamuk Prenses</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/pamuk-prenses_9233731.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/pamuk-prenses_9233731.html</guid> 
            <description>                         &lt;img src=&quot;http://www.edebiyatogretmeni.net/86001.jpg&quot; alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot;&gt;                                                  Grimm Kardeşler&lt;br&gt;
Her yerin karla kaplı olduğu bir kış günüymüş. Bir kraliçe, sarayının
pencerelerinden birinin arkasında bir yandan nakış işliyor, bir yandan
da hayal kuruyormuş. Derken birden parmağına iğne batmış ve gergefin
üstüne üç damla kan akmış.&lt;br&gt;
Kraliçe kan damlalarına bakar bakmaz, &amp;#65533;Çocuğum kız olursa, teni kar
gibi ak, yanakları kan gibi al, saçları da pencerenin çerçevesi giib
kapkara olsun,&amp;#65533; diye geçirmiş içinden.&lt;br&gt;
Bu olaydan kısa bir süre sonra bir kız çocuğu getirmiş dünyaya. Kızı
tıpkı içinden geçirdiği gibi bir kızmış. Ona Pamuk Prenses adını
vermişler. Ne yazık ki kraliçe doğumdan birkaç saat sonra ölmüş.&lt;br&gt;
Bir yıl sonra Kral yeniden evlenmiş. Yeni Kraliçe çok güzel bir
kadınmış. Güzelliğine güzelmiş, ama bir o kadar da kibirliymiş,
kendisinden daha güzel birinin olabileceğini düşüncesine bile tahammül
edemezmiş. Odasında sihirli bir aynası varmış. Her gün o aynanın
karşısına geçer, saatlerce kendisini seyreder ve sonunda,&lt;br&gt;
                        &amp;#65533;Ayna, ayna söyle bana&lt;br&gt;
                        En güzel kim bu dünyada,&amp;#65533;&lt;br&gt;
                        Diye sorarmış. Ayna da hiç duralamadan, &amp;#65533;Sizsiniz                          Kraliçem,&amp;#65533; dermiş.&lt;br&gt;
                        Fakat,                         on dört yaşına geldiğinde, bir gün                          ayna şöle demiş:&lt;br&gt;
                        Güzelsiniz Kraliçem, güzel olmasına,&lt;br&gt;
                        Ama Pamuk Prenses sizden daha güzel.&amp;#65533;&lt;br&gt;
Kraliçe bunu duyunca çok kızmış, öfkesinden ne uyku girmiş gözüne, ne
de bir lokma yemek yiyebilmiş. &amp;#65533;Ne yapmalı, ne etmeli?&amp;#65533; diye düşünüp
durmuş günlerce. Sonra k.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/pamuk-prenses_9233731.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 19:56:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Robin Hood</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/robin-hood_9233631.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/robin-hood_9233631.html</guid> 
            <description>ROBİN HOOD&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Lady violette akşam karanlığında sherwood ormanında yolculuk
yapmaktaydı. Yanında koruyucuları vardı. Birden yaşlı koruyucu ted&amp;#8217;in
atı şaha kalktı. Hemen atını sakinleştirdi. Yeşil, uzun bir ok yere
saplandı.herkes telaş içindeydi, ne olup bittiğini kimse anlayamadı.
Oku atan Küçük jean violette&amp;#8217;ye korkmamalarını söyledi. Çünkü onları
durdurmalarının sebebi gece yarısı ormanın çok tehlikeli olmasıydı. Bu
yüzden onları yemeğe davet edeceklerdi. Violette ilk önce bu isteği
reddetti. Fakat sonra çaresiz kabul etti. Güzel bir yemek yediler ve
sonra uyudular. &lt;br&gt;
&lt;br&gt; Ertesi sabah hemen yola çıktılar. İki üç hafta geçmişti. Sir
walter lady gwendoline&amp;#8217;ye robin hood&amp;#8217;un geleceğini hatırlattı.
Hazırlıklar yapıldı. Şatoya doğru bir ok atıldı. Oku görünce herkes
Robin&amp;#8217;in geldiğini anladı. Robin hood&amp;#8217;un geldiğini öğrenince herkes
salona indi. Hep beraber yemeğe oturdular. Bu arada şatonun etrafında
ruffolk dolanıyordu. Ruffolk, sir walter&amp;#8217;ın kızı violette ile evlenip,
kral olmak istiyordu. Bu yüzden altın bir kolyeyi sir walter&amp;#8217;in eşine
verecekti. Ruffolk&amp;#8217;un şatoya girdiğini sir walter&amp;#8217;a haber verdiler.
Robin Hood&amp;#8217;la Ruffolk&amp;#8217;un aynı yerde olması hiç iyi değildi. İkisi
içinde baya zorlu bir gece olmuştu. &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Ertesi sabah robin acil bir haber almıştı. Bir genç kız ölüm
tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Bu yüzden şatodan ayrılmalıydı.
Herkesten özür dileyip şatodan ayrıldı. Kasabadakiler ellerinde
taşlarla racher&amp;#8217;in dükkânının kapısına dayanmış. Çünkü racher&amp;#8217;in
büyücülük yaptığına inanıyorlardı. Polisler bu haberi öğrenir öğrenmez,
racher&amp;#8217;i kapkaranlık bir hücreye attılar. Ama Robin onu kurtaracaktı.
Hemen harekete geçti. Hücreye küçük bir yerden ışık giriyordu. Orayı
kullanarak, kendi geçe.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/robin-hood_9233631.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 19:54:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Fedailerin Kalesi Alamut</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/fedailerin-kalesi-alamut_9233471.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/fedailerin-kalesi-alamut_9233471.html</guid> 
            <description>
KİTABIN ADI          : FEDAİLERİN KALESİ ALAMUT&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
KİTABIN YAZARI   : WLADIMIR BARTOL&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
YAYIN EVİ VE ADRESİ: YURT KİTAP YAYIN-CAĞALOĞLU/İSTANBUL&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
BASIM YILI   		: 2.BASIM AĞUSTOS 1998&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
1.KİTABIN KONUSU: Büyük Selçuklu Devleti&amp;#8217;ni çöküşe hazırlayan, İsmaili
öğretisiyle Hasan İbn-i Sabbah&amp;#8217;ın sıfırdan vücuda getirdiği
saltanatının hikayesi.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
2.ROMANIN ÖZETİ:&lt;br&gt; Hasan İbn-I Sabbah, Hz. Ali taraftarı olan
birisidir ve o dönemde biraz da olsa yaygın olan İsmaili Tarikatı&amp;#8217;na
meyillidir. Ancak bu öğretinin savunduğu düşünceler Hasan İbn-i
Sabbah&amp;#8217;a aslında pek de cazip gelmeyen fikirlerdir,daha doğrusu saçma
gelen. &lt;br&gt;
Bir gün, yaşadığı yere İsmaili öğretisinin bir daisi gelir ve H. Sabbah
bu şüphelerinden dolayı O&amp;#8217;nu ziyaret etmeye karar verir. Bu vesileyle
dainin yanına gider ve İsmaili inanışlarının kendisine pek makul
gelmediğini, bu öğretinin ardında başka sırların bulunduğuna inandığını
söyler. Dai, onun zeki ve aradıkları tipte bir insan olduğunu, onun
için sırlarını ona açacağını söyler ve ekler: Aslında bu anlatılan
hikayelerin(Ali&amp;#8217;nin soyundan Mehdi&amp;#8217;nin geleceği,vs.), basit ve gündelik
yaşayan insanları öğretilerine çekebilmek için kullanılan yalanlar
olduğunu belirtir. Bu düşüncelerin etkisine giren H. Sabbah&amp;#8217;ın Ali
taraftarı babası,çevresinden oğlu adına korkarak, onu bir medreseye
yollar. Hasan Sabbah, medresede Ömer Hayyam ve o zamanlar henüz adı
tarihe geçmemiş,geleceğin büyük veziri Nizam-ül Mülk ile tanışır. &lt;br&gt;
Bu medresede, zamanla kaynaşıp dost olan bu üç kişi ,kendi aralarında,
ilerde iyi bir mevkiye gelen ilk kişinin diğerlerine de yardım
edeceğine dair yemin ederler. Uzun zaman sonra Nizam-ül Mülk vezir,Ömer
Hayyam da ünlü bir matemetikçi ve astronom olur. Nizam-ül Mülk, Hasan
Sabba.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/fedailerin-kalesi-alamut_9233471.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 19:53:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Kedi Köpek Kavgası</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/kedi-kopek-kavgasi_9233321.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/kedi-kopek-kavgasi_9233321.html</guid> 
            <description>KEDİ KÖPEK KAVGASI&lt;br&gt;
Bir varmış, bir yokmuş. Ormanda ağaç çokmuş. Koca koca çınarlar,
kerestelik köknarlar, çamlar, gürgenler, meşeler hep oradaymış.
Maymunlar daldan dala atlarken sincaplar fındık toplarmış. Ormanın
kendine göre kuralları varmış. Kuralları Aslan koyarmış. Yine bir gün
Aslan ormana haber salmış. Telli turna üç gün önce orman halkını
dolaşmış. Aslan kendileriyle bir konuyu görüşeceğini bildirmiş. Ayılar
koca çınarın dibini süpürüp toplantı yerini düzenlemişler. Gündemi alan
yerine oturmuş. Sözcü yerine geçmiş. Yazıcılar hazırlanmış Kral Aslan
gelip toplantıyı açmış. Yoklamada anlaşılmış ki deve ortada yok.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&amp;#8211; Git, deveyi bul getir, demiş aslan köpeğe.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&amp;#8211; Emredersiniz, sayın kralım, ama ben deveyi tanımıyorum. Demiş köpek. Aslan:&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
- Tanımayacak ne var? Eğiri büğrü, kambur bir hayvan. Köpek bu tanım
üzerine yola çıkmış. Ağaç altlarını aramış yok. Dere boyunu aramış
bulamamış. Çayırda da bulamayınca çalılıklar arasına gitmiş. Kendi
kendine söylenerek yürüyormuş: Bu sıcakta deve aranır mı hiç? Ortalıkta
dolaşacak değil ya kim bilir nerede uyuyordur. Köpek, devenin bu
sorumsuzluğuna çok öfkelenmiş. Birden çalıların arasından bir kedi
çıkmasın mı?Köpek hiç unutmazken karşısına bir şey çıkınca irkilmiş.
Havlayarak kedinin üzerine yürümüş. Birdenbire karşısında köpeği
görünce korkmuş kedi.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&amp;#8211; Miyaaaavvv! ...tısss! deyip tortop olmuş. Kafasını yere yatırmış,
sırtını kamburlaştırmış, kuyruğunu kıvırmış. Kediyle köpek her nasıl
birbirlerini tanımıyorlarmış. Köpek sırtında kamburu, kuyruğunda
eğriliği görünce kediyi deve sanmış.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&amp;#8211; Yürü, demiş. Kral seni toplantıya çağırıyor. Köpek önde kedi arkada toplantı yerine gelmişler. Köpek kediyi orta yere dikip:&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
-İşte, deveyi getirdim Kral&amp;#8217;ım. Demesiyle birli.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/kedi-kopek-kavgasi_9233321.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 19:51:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Erikler Çiçek Açtı</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/erikler-cicek-acti_9233191.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/erikler-cicek-acti_9233191.html</guid> 
            <description>
KİTABIN KONUSU    &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Türkiye Genel Kurmaylığı tarafından görevlendirilen bir kurmay
binbaşının Hong-Kong&amp;#8217;da bir kominist terör örgütüne karşı verdiği
mücadele anlatılmaktadır. &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
KİTABIN ÖZETİ                &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Bardaklardan boşanırcasına yağan yağmurlar içinde bir siyah otomobil
hızla gelerek Yeşilköy Hava Alanı&amp;#8217;nın yolculara mahsus salonunu önünde
durdu. Otomobilden dışarıya bir erkek çıktı. En ağır başlı kadınlar
bile yolda geçerken görseler onu,tamamiyle iradelerinin haricinde bütün
bir dişilik arzularının bir anda harekete geçerek, oldukları yerde
hafifçe sendeleyip sarsıldıklarını hissederler.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Adam uçağına biner. Oturacağı koltuğa gelir. Fakat kendi yerinde bir
bayan oturmaktadır.Adam kadından kendi yerine geçmesini ister. Kadın
birden kafasını kaldırır. Beyaz tenli, siyah saçlı, mavi gözlü ve
gerçektende çok alımlı bir kadın. Gözgöze geldikleri anda bakışlarını
birbirlerinden ayıramazlar. Kadın içine düştüğü müşkül durumdan hâlâ
kendisini kurtaramaz. Ne kudretli ne tesirli bir bakıştır.&lt;br&gt;
Daha sonra kadın gözlerini çekmeyi başararak ellerini koltuğun iki
tarafına koyup kendini yukarı doğru ittirmeye çalışır. Ateş bakışlı
meçhul erkek gayet güzel bir İngilizce ile isterse kadının yerinde
oturabileceğini söyler.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
İlerlayen saatlede aralarında geçen sohbetlerde genç adamın adının
Orhan ve Hong-Kong&amp;#8217;a gittiğini, kadınınsa sadece adının Madelena
olduğunu öğreniyoruz.Adam kızın hakkında birşeyler öğrenmek istiyordu
fakat Madelena şiddetle buna karşı çıkıyor ve sanki birşeyler gizlemeye
çalışıyordu.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Biraz sonra uçak kuvvetli bir fırtananın içine girdi ve uçak sallanmaya
başlar.Madelena Orhan&amp;#8217;dan ellerini avuçalarının arasına alıp sıkmasını
ve acıtabildiği kadar acıtmasın.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/erikler-cicek-acti_9233191.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 19:48:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Kurbağa prens</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/kurbaga-prens_9231661.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/kurbaga-prens_9231661.html</guid> 
            <description>KURBAĞA PRENS&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Bir zamanlar yedi güzel kızı olan bir kral varmış. Bu kızların en
güzeli en küçük olanmış.Güzel günlerde sarayın yakınındaki serin gölün
kıyısında altın topuyla oynamaya bayılırmış. Bir gün kız topunu havaya
atmış ve beklenmedik bir şey olmuş. Top göle düşmüş! &quot;Topum gitti!&quot;
diye ağlamış kız. &quot;Ben senin topunu getiririm,&quot; demiş gölün kıyısındaki
küçük bir kurbağa. &quot;Ama benimle arkadaş olacağına, yemeğini
paylaşacağına ve geceleri yatağına alacağına söz verirsen, &quot; diye devam
etmiş kurbağa. &quot;Tamam &quot; demiş kız. Ama kurbağa suya dalıp kızın topunu
ona&lt;br&gt;
geri vermez koşarak saraya dönmüş.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Akşamleyin kral ve ailesi sofraya oturmuşlar. Tam yemeğe başlamak
üzerelerken kapıdan bir vraklama sesi gelmiş. Küçük prenses duymazdan
gelmeye çalışmış. Ama kral meraklanmış. &quot; Kim o?&quot; diye sormuş. Prenses
bunun üzerine kurbağaya verdiği sözü babasına anlatmış. &quot; Söz sözdür
kızım,&quot; demiş babası. Böylece prensesin nefret dolu bakışlarına rağmen
kurbağaya sofrada yer verilmiş.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Yemekten sonra kız tek başına yatağına yönelmiş. Kurbağa masadan, &quot; ya
ben ne olacağım? &quot; diye vraklamış. Kral kızına, &quot;Verilen sözlerle
ilgili söylediklerimi unutma&quot; demiş.Prenses kurbağayı yanına alıp
odasına götürmüş ve bir köşeye bırakmış. &quot; Yastığına gelmek isterim
demiş,&quot; kurbağa. Prenses gözyaşları içinde kurbağayı yastığına bırakmış.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Tam o anda kurbağa yakışıklı bir prense dönüşmüş. &quot;Korkma, &quot; diye
gülümsemiş. &quot; Bir cadı beni kurbağa yapmıştı ve bu büyüyü ancak bir
prenses bozabilirdi. Umarım arkadaş olabilirz. Hem bak artık bir
kurbağa değilim.&quot; Prens ve prenses çok geçmeden evlenmişler ve
düğünlerinde tabii ki bazı yeşil dostlarını da davet etmeyi
unutmamışlar.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Bu masal Net yayınları'nın Minik Masallar isimli kitabından alınmıştır... ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/kurbaga-prens_9231661.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 19:31:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Çizmeli Kedi</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/cizmeli-kedi_9225551.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/cizmeli-kedi_9225551.html</guid> 
            <description>                         ÇİZMELİ KEDİ                                                                   &lt;img src=&quot;http://www.edebiyatogretmeni.net/86003.jpg&quot; alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot;&gt;                         &lt;br&gt;
 Bir
zamanlar, üç oğlu olan bir değirmenci varmış. Değirmenci ölünce büyük
oğluna değirmen, ortanca oğluna eşek, küçük oğluna da kedi miras
kalmış. Küçük oğlu bu duruma çok üzülmüş.&lt;br&gt; &amp;#65533;Kedi ne işine yarar ki
insanın?&amp;#65533; diye yakınmış. &amp;#65533;Pişirip yiyemezsin bile.&amp;#65533; Kedi bunu duymuş ve
hemen cevap vermiş. &amp;#65533;Kötü bir mirasa sahip olmadığınızı göreceksiniz
efendim. Bana boş bir çuval ve bir çift de çizme verirseniz, neye
yarayacağımı görürsünüz.&amp;#65533;&lt;br&gt;
Şaşkınlıktan ağzı bir karış açık kalan çocuk, kedinin istediklerini
yapmış. Kedi çizmeleri giyince ayna karşısına geçmiş ve kendini pek
beğenmiş. Sonra kilerden taze bir marulla güzel bir havuç seçip ormanın
yolunu tutmuş. Ormanda çuvalın ağzını açmış, marulla havucu çuvalın
içine yerleştirip bir ağacın arkasına saklanmış. Çok geçmeden taze
sebzelerin kokusunu alan küçük bir tavşan çuvalın yanına gelmiş,
zıplayıp içine atlamış. Kedi saklandığı yerden çıkıp çuvalın ağzını
sıkı sıkı bağlamış.&lt;br&gt;
Ancak Çizmeli Kedi tavşanı efendisine götürmek yerine doğruca saraya
gidip Kral&amp;#65533;la görüşmek istediğini söylemiş. Kral&amp;#65533;ın huzuruna çıktığında
yere eğilerek, &amp;#65533;Yüce Efendimiz, size Efendim Marki&amp;#65533;den bir hediye
getirdim,&amp;#65533; demiş. Bu hediye Kral&amp;#65533;ın çok hoşuna gitmiş.&lt;br&gt;
Üç ay boyunca Çizmeli Kedi saraya o kadar çok hediye götürmüş ki, Kral
artık onun yolunu gözler olmuş. Derken Çizmeli Kedi&amp;#65533;nin dört gözle
beklediği gün nihayet gelmiş çatmış. &amp;#65533;Bana sakın neden .. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/cizmeli-kedi_9225551.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 18:34:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Beş Sevgi Dili - kitap özeti</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/bes-sevgi-dili-kitap-ozeti_9225461.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/bes-sevgi-dili-kitap-ozeti_9225461.html</guid> 
            <description>KİTABIN ADI                     Beş Sevgi Dili  &lt;br&gt;
KİTABIN YAZARI              Betül ÇELİK  &lt;br&gt;
YAYINEVİ VE ADRESİ  Sistem Yayıncılık Tünel, Nergiz Sk. Sistem Apt. No:4 80050 / İSTANBUL  &lt;br&gt;
BASIM TARİHİ                 Şubat 1999  &lt;br&gt;
KİTABIN YAYIM MAKSADI Bu kitapta sevginin eşsiz dillerini konuşmayı,
anlamayı, karşımızdaki insana (eş, aile, arkadaş) etkili bir şekilde
gösterip karşılığında gerçek sevgiyi bulmayı öğreneceksiniz. &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
KİTABIN ÖZETİ :&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
BEŞ SEVGİ DİLİ&lt;br&gt;
&lt;br&gt; Sevginin temeli ailede başlar ve kişilerin birincil sevgisi
oluşur.aile ortamında sağlıklı, özverili oluşan sevgi, bireyi ileriki
hayatında mutlu ve başarılı kılar .&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
I BÖLÜM&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
NİKAHTAN SONRA SEVGİYE NE OLUR ?&lt;br&gt;
&lt;br&gt; Her insanın bir sevgi dili vardır.eşinizin yada arkadaşınızın
birinci sevgi dilini anlamıyor iseniz bu ilişki sağlıklı olmaz ve kısa
sürede problemler ortaya çıkar.şayet biz beş sevgi dilini biliyorsak bu
problemleri en aza indirgeriz. Paylaşarak,dinleyerek ve birlikte
anlamlı faaliyetlere katılarak yaşanan nitelikli beraberlik gerçekten
değer verdiğimizi ve birbirimizden hoşlandığımızı anlatır.beş sevgi
dili nedir ? Bunlar ;&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
1) Onay Sözleri&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
2) Nitelikli Beraberlik&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
3) Armağan Alma&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
4) Hizmet Davranışları&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
5) Fiziksel Temas&amp;#8217;tır.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
evliliğin veya mutluluğun devamı için önemli olan şey eşimizin sevgi diline hitap etmektir.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
II.BÖLÜM&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
SEVGİ DEPOSUNU DOLU TUTMAK&lt;br&gt;
&lt;br&gt; Sevgi,insan davranışında önemli bir yer tutar.fakat bu sözün bir
çok boyutu vardır. Evlilik ilişkisinin, esas olarak amacı, sevgiyi ve
yakınlığı beslemektir.evlilik aynı zamanda içsel &amp;#8216;sevgi deposunun&amp;#8217;
doldurulabileceği en önemli yerdir.&lt;br&gt;
&lt;br&gt; &amp;#8216;İnsanoğlunun kalbinde samimi olmak ve birbirlerini sevmek için
duyulan arzu yatar.evlilik bu.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/bes-sevgi-dili-kitap-ozeti_9225461.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 18:31:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Araç Tarih Amaç Tanzimat</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/arac-tarih-amac-tanzimat_9225161.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/arac-tarih-amac-tanzimat_9225161.html</guid> 
            <description>KİTABIN ADI                     Araç Tarih Amaç Tanzimat / (Tarih-İ Cevdet&amp;#8217;in Siyasi Anlamı) &lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
KİTABIN YAZARI              Cristoph K. NEUMANN / ÇEVİREN : Meltem ARUN &lt;br&gt;
 &lt;br&gt;
YAYINEVİ VE ADRESİ   &lt;br&gt;
BASIM TARİHİ                 1999  &lt;br&gt;
KİTABIN YAYIM MAKSADI  Tanzimat Dönemi Tarih Anlayışının İzahı İçin Yazılmıştır.  &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
KİTABIN ÖZETİ : &lt;br&gt;
&lt;br&gt; Ahmet Cevdet Paşa Tanzimat döneminin en ünlü şahsiyetlerinden
biridir. Yazdığı Tarih-i Cevdet de son dönem Osmanlıca metinlerin en
önemlilerinden biri olarak kabul edilir. Daha sade, daha arı bir
edebiyat dilinin ilk ustalık örneklerinden olduğu kadar, 1774 &amp;#8211; 1826
arası Osmanlı İmparatorluğu tarihinin standart anlatısı olması da bu
değerlendirmede rol oynar. Eser üç ana konuyu ele almaktadır: &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Ahmet CEVDET &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Genel olarak Osmanlı Tarih Yazıcılığı &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
19. yy. Osmanlı Tarihi  &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Bu üç ana konu ışığında sırasıyla:  &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
1.Bölüm: Bir Tarihin Tarihi başlığı altında 12 ciltlik TARİH-İ CEVDET
isimli külliyatının kaleme alınışı ve metnin iç yapısı incelenmiştir. &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
2.Bölüm: Ahmet Cevdet&amp;#8217;in SİYASİ TASVİRLERİ başlığı altında ilmiyenin çöküşü, III. Selim&amp;#8217;in tahttan indirilişi ve Napolyon. &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
3.Bölüm: Tarih-i Cevdet&amp;#8217;in yöntemi ve uygulaması başlığı altında Cevdet&amp;#8217;in tarih yazıcılık yöntemi, İbn Haldunculuk. &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
4.Bölüm: Ahmet Cevdet&amp;#8217;in siyasi görüşleri başlığı altında, tarihten
çıkarılan dersler ve Tanzimatın bir savunusu konuları işlenmiştir. &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
1.            BÖLÜM:   &lt;br&gt;
&lt;br&gt; Tarih-i Cevdet oluşumu 30 yıla yayılan bir metindir. Tanzimat
Döneminin standart bir anlatısını oluşturan 12 ciltlik bu kitap,
ilmiyeye yapılan bir eleştiriyle başlar. A. Cevdet &amp;#8220;Ulema-yı Resmiye&amp;#8221;
dediği, dönemin aydınlarını tasvir eder. İlmiye konusu bütün külliyatta
yaygın şe.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/arac-tarih-amac-tanzimat_9225161.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 18:28:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Keloğlanın Tuz Ölçeği</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/keloglanin-tuz-olcegi_9224691.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/keloglanin-tuz-olcegi_9224691.html</guid> 
            <description>KELOĞLAN'IN TUZ ÖLÇEĞİ&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Bir varmış bir yokmuş. Allah'ın kulu çokmuş. Çok demesi günahmış.
Memleketin birinde bir keloğlanla yaslı annesi varmış. Annesi &quot;Kel
oğlum, keleş oğlum, dünyaya eş oğlum&quot; diyerek oğlunu severmiş. Keloğlan
da annesini sever sayarmış. Annesi bir gün keloğlana seslenmiş:&lt;br&gt;
--Oğlum, tuz ölçeğimiz kırıldı. Git çarsıdan yenisini al getir, demiş. Keloğlan:&lt;br&gt;
--Aman anne... Ne gerek var. Yemeğe göz kararı yağ, el kararı tuz at, demiş. Annesi kızmış:&lt;br&gt;
--Keleş oğlan...Bırak tembelliği. Haydi doğru çarsıya. Tuz ölçeğini al
getir. Ne alacağını unutma. Yolda giderken &quot;kırıldı, kırıldı&quot; diye
söylenirsen unutmazsın demiş. Keloğlan'ın tembelliği üstündeymiş.
Hımbıl hımbıl söylenerek yola düşmüş.&lt;br&gt;
Kırıldı...Kırıldı Balıkçılara yol kenarındaki derede avlanıyorlarmış.
Keloğlanın söylenişine bakarak kendileriyle alay ediyor sanmışlar.
Bağırıp çağırmışlar:&lt;br&gt;
--Keloğlan...Sen bizimle dalga geçiyorsun, hiç öyle denir mi?&lt;br&gt;
--Ne diyeceğim ya?&lt;br&gt;
--Biri çıktı, biri daha çıkar inşallah, diyeceksin. Keloğlan çok
üzülmüş. Balıkçılardan öğrendiği gibi söylenerek yoluna devam etmiş.&lt;br&gt;
Biri çıktı, biri daha çıkar inşallah&lt;br&gt;
Biri çıktı, biri daha çıkar inşallah&lt;br&gt;
Çok gitmeden önüne bir cenaze çıkmış. Cenazeyi evin kapısından yeni
çıkarıyorlarmış. Keloğlan tabuta bakarak söylenmeye devam ediyormuş.&lt;br&gt;
Biri çıktı, biri daha çıkar inşallah&lt;br&gt;
Biri çıktı, biri daha çıkar inşallah&lt;br&gt;
Ölenin akrabası Keloğlanı duymuş. Koşup kulağına yapışmış. Kıvırdıkça kıvırmış. Sonra bağırmış&lt;br&gt;
--Ölünün arkasından böyle söylemeye utanmıyor musun?&lt;br&gt;
--Ne demem gerekiyor?&lt;br&gt;
--Allah rahmet eylesin, denir.&lt;br&gt;
--Peki, şimdiden sonra öyle diyeceğim.&lt;br&gt;
Keloğlan ezilip büzülerek yola devam etmiş. Bir yandan da söyleniyormuş.&lt;br&gt;
Allah rahmet e.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/keloglanin-tuz-olcegi_9224691.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 18:15:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>KONUŞAN LEYLEK - Masal ve Hikaye</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/konusan-leylek-masal-ve-hikaye_9223851.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/konusan-leylek-masal-ve-hikaye_9223851.html</guid> 
            <description>KONUŞAN LEYLEK&lt;br&gt;
Yaşamakta olduğumuz şu yıllardan pek de o kadar uzak sayılmayacak bir
zaman dilimi içerisinde konuşan bir leylek yaşarmış. Bu leylek insanlar
gibi konuşur, insanlar gibi düşünürmüş. İyilik yapmayı ne kadar çok
istermiş bir bilseniz&amp;#8230;Fakat, iyilik yapmak için hiç fırsat bulamazmış.
Yazın Anadolu&amp;#8217; ya gelir yuvasını kurar, sonbaharda havalar serinlemeye
başlar başlamaz göç eder, kışı geçirmek için Mısır&amp;#8217;a gidermiş. Mısır
ülkesinin kışları, Anadolu&amp;#8217; nun yazları kadar sıcak olurmuş. Yaz
mevsimi gelince de tekrar Anadolu&amp;#8217; ya dönermiş, çünkü Mısır ülkesinin
yazları dayanılmaz şekilde sıcak geçermiş.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Senelerden bir sene yaz mevsiminde Anadolu&amp;#8217; ya gelmiş. Gökyüzünde
uçarken, aşağıdaki akarsu kenarında şirin bir kasaba görmüş. Hemen
kararını vermiş. Yazı bu kasabada geçirecekmiş. Kasabanın üzerinde
geniş daireler çizerek, dönerek alçalmaya başlamış. Tek katlı evlerden
mavi boyalı olanın bacasını çok beğenmiş. Burası oldukça geniş ve
manzarası güzelmiş. Çevreden çalı çırpı toplayıp yuvasını yapmış.
Günler günleri kovalamış. Konuşan Leylek yeni yuvasında rahat ve
mutluymuş. Mutlu olmasına mutluymuş da mutluluğunu tam olarak içine
sindirememiş. Mavi boyalı evde bir adamla karısı yaşarmış. On yıldır
evli oldukları halde nedense bir türlü çocukları olmazmış. Daha
yuvasını kurduğu ilk günün gecesi&lt;br&gt;
adamla karısı tarladan evlerine dönüp yemeklerini yedikten sonraki
konuşmalarında bile hep çocukları olmadığından yakınırlarmış. Kadın
ağlamış, sızlanmış, kocası da ağlamamasını isteyerek, üzülmekle
ellerine bir şey geçmeyeceğini söylemiş. Her akşam aynı konuşmaları
duyduğu için, çocuk meselesi kafasına takılır olmuş. İşte tam olarak
mutlu olamamasının sebebi buymuş.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Daha sonraki bir gün sabaha karşı canı sıkılmış. Yuvasından çıkmış.
.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/konusan-leylek-masal-ve-hikaye_9223851.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 18:06:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Yeşil Gece</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/yesil-gece_9222841.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/yesil-gece_9222841.html</guid> 
            <description>
KİTABIN KONUSU: Kitap topluma yararlı olmaya çalışmış, bilgilendirip
bir derece de olsa cehaletten kurtarmata çalışmış bir eserdir. &lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&lt;br&gt; KİTABIN ÖZETİ:Öyküsü 1908-1923 yılları arasında geçen &quot;Yeşil
Gece&quot;, bir zamanlar başta Nazım Hikmet olmak üzere Türk solu tarafından
çok övülmüş bir roman. Övgü, romandan çok Türk solunun düşünsel geri
planı açısından önem kazanıyor. Çünkü, metinden yansıyan ideolojiye
baktığımızda, Türk solu ile Kemalizm arasındaki, 60&quot;lı yıllara dek
uzanan ve paydasını ilerlemeci, modernist dünya görüşünde bulan
akrabalık hemen farkediliyor. Ana fikrini; &quot;Zatıaliniz şüphesiz zemin
ve zamanı müsait bulmadığınız için şimdilik din ve devlete sadık
meşruiyetperver Osmanlılar yetiştirmek gayesiyle iktifa buyuruyorsunuz.
Bendeniz bir derece daha ileri gitmek, milletine sadık cumhuriyetperver
Türkler yetiştirmek emelindeyim&quot; cümlesinde bulan konunun kısa özeti;
bir köylü çocuğu olan Şahin&quot;in medrese eğitimini sürdürmek için gittiği
İstanbul&quot;da aydınlanarak öğretmen okulunu seçmesi, eğitimci olarak
döndüğü bir Anadolu kasabasında softalarla dolaylı bir kavgaya
tutuşması ve Yunan işgalinden sonra yaşadığı düş kırıklığı biçiminde
aktarılabilir. &lt;br&gt;
Kitabın temel sorunsalı, dinin toplumun gelişmesinde (.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/yesil-gece_9222841.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 18:03:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>RAPUNZEL - Masal ve Hikaye</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/rapunzel-masal-ve-hikaye_9222621.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/rapunzel-masal-ve-hikaye_9222621.html</guid> 
            <description>RAPUNZEL&lt;br&gt;
Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi
olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek
beklediğini fark etmiş.&lt;br&gt;
Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki güzel çiçekleri ve sebzeleri
seyrederken, kadının gözleri sıra sıra ekilmiş özel bir tür marula
takılmış. O anda sanki büyülenmiş ve o marullardan başka şey düşünemez
olmuş.&lt;br&gt;
&amp;#8220;Ya bu marullardan yerim ya da ölürüm&amp;#8221; demiş kendi kendine. Yemeden içmeden kesilmiş, zayıfladıkça zayıflamış.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Sonunda kocası kadının bu durumundan öylesine endişelenmiş, öylesine
endişelenmiş ki, tüm cesaretini toplayıp yandaki evin bahçe duvarına
tırmanmış, bahçeye girmiş ve bir avuç marul yaprağı toplamış. Ancak, o
bahçeye girmek büyük cesaret istiyormuş, çünkü orası güçlü bir cadıya
aitmiş.&lt;br&gt;
Kadın kocasının getirdiği marulları afiyetle yemiş ama bir avuç yaprak
ona yetmemiş. Kocası ertesi günün akşamı çaresiz tekrar bahçeye girmiş.
Fakat bu sefer cadı pusuya yatmış, onu bekliyormuş.&lt;br&gt;
&amp;#8220;Bahçeme girip benim marullarımı çalmaya nasıl cesaret edersin sen!&amp;#8221; diye ciyaklamış cadı. &amp;#8220;Bunun hesabını vereceksin!&amp;#8221;&lt;br&gt;
Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının
bahçedeki marulları nasıl canının çektiğini, onlar yüzünden nasıl
yemeden içmeden kesildiğini bir bir anlatmış.&lt;br&gt;
&amp;#8220;O zaman,&amp;#8221; demiş cadı sesini biraz daha alçaltarak, &amp;#8220;alabilirsin, canı
ne kadar çekiyorsa alabilirsin. Ama bir şartım var, bebeğiniz doğar
doğmaz onu bana vereceksiniz.&amp;#8221; Kadının kocası cadının korkusundan bu
şartı hemen kabul etmiş.&lt;br&gt;
Birkaç haftasonra bebek doğmuş. Daha hemen o gün cadı gelip yeni doğan
bebeği almış. Bebeğe Rapunzel adını vermiş. Çünkü annesinin ne yapıp
edip yemek istediği bahçedeki marul türünün adı da Rapunzel&amp;#8217.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/rapunzel-masal-ve-hikaye_9222621.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 18:02:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Badem Ağacı</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/badem-agaci_9222501.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/badem-agaci_9222501.html</guid> 
            <description>BADEM AĞACI&lt;br&gt;
İlkbahar mevsimi gelmişti. Hava bazen çok güzel oluyordu. Güneş bütün
gücü ile etrafı ısıtıyor ve aydınlatıyordu. İşte böyle bir günde
bahçenin birinde bulunan bir badem ağacı hemen acele edip çiçeklerini
açtı. Beyaz gelinliğini giydi. Bahçedeki diğer ağaçlar badem ağacını
hayran hayran seyrettiler. Badem ağacı bundan dolayı çok gururlandı.
Bir gün aniden bir soğuk çıktı. Badem ağacının çiçekleri soğuktan
kavruldu ve döküldü. Ağaç meyve tutmadı. Badem ağacı çırçıplak kaldı.
Havalar tam ısındı. Bahçedeki diğer ağaçlar çiçeklerini açtılar;
gelinliklerini&lt;br&gt;
giydiler. Yaz geldi; ağaçların meyveleri olgunlaştı. Bahçe sahipleri
meyveli ağaçlara sık sık uğrayıp meyve topluyor, altında oturuyorlardı.
Badem ağacına kimse uğramıyordu. Badem ağacı da buna çok üzülüyordu.
Bahçedeki meyve ağaçlarından birisi bir gün badem ağacına:&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
- Gelinliği giymekte acele ettiniz badem kardeş. Üstelik o zaman çok da
gururlandınız. Bugün gelinliği giymekte acele ettiğinizin cezasını
çekiyorsunuz. Şimdi sizin halinize bakıp hepimiz&lt;br&gt;
çok üzülüyoruz. Bu size bir ders olsun. Bir daha her işi zamanında
yapınız. Yaptığınız bir işten dolayı da bu kadar gurur duymayınız, dedi.&lt;br&gt;
Badem ağacı:&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
- Özür dilerim kardeşlerim. Hepiniz haklısınız. Hatamı anladım. Bir daha her işi zamanında yapacağıma söz veriyorum dedi.
&lt;p&gt;&lt;/p&gt;
.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/badem-agaci_9222501.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 18:00:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Altın Saçlı Kız</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/altin-sacli-kiz_9216461.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/altin-sacli-kiz_9216461.html</guid> 
            <description>Zamanın birinde,
bundan çok yıllar önce. Saraylarda padişahların yaşadığı, meydanlarda
okların atıldığı, pazarlarda altın sikkelerle alış veriş yapıldığı
zamanın birinde... Güzel bir bahçenin tam ortasına kurulu bembeyaz bir
ev varmış. Bu evde altın sarısı saçları olan güzel mi güzel, alımlı mı
alımlı; al yanaklı, gül dudaklı, boylu poslu, Bukle adında bir genç kız
anneciği ile beraber otururmuş.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Güzeller güzeli Bukle her sabah, babaannesinden kalma bir kemik tarak
ile saçlarını taramayı pek severmiş. Bir saat, iki saat hiç bıkmadan
tarar da tararmış yumuşacık saçlarını. Sonra da tarağın dişlerine
takılan, bir de yere dökülen tellerini itinayla toplarmış. Onları pembe
ipek mendilinin içine sarar bir çekmecede saklarmış.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Oturdukları beyaz evin bahçesi öyle güzel çiçeklerle bezeliymiş ki,
kokuları siz deyin on mahalle, ben diyeyim yirmi mahalle öteden
duyulurmuş. Renkleri o kadar canlı, o kadar başkaymış ki; bahçenin
önünden her geçen durup bakar, hayran kalırmış bu güzelliğe. Bukle&amp;#8217;nin
annesi Menzile, bir çocuk gibi severmiş bu güzel çiçekleri. Okşarmış,
öpermiş; her akşam güneş batınca dağların gerisine, ay ışığı altında
sularmış tek tek. Laleler onu gördüklerinde daha dik durmaya,
menekşeler kokularını her köşeye yaymaya, güller iri iri açmaya
çalışırlar; güzellik yarışına girişirlermiş. Hem çiçeklerle yaşamak
öyle kolay da değilmiş. Çabuk küser, çabuk solar, çabuk bükerlermiş
boyunlarını. Pek nazlı, pek nazenin, pek hassas, pek narin, pek
kırılgan imişler. Öyleymişler işte. Sevgi imiş asıl onları besleyip
büyüten.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Menzile haftada bir kere, karanlık çöker çökmez Bukle&amp;#8217;nin altın sarısı
tellerinden birisini alır, bahçedeki o güzel çiçeklerden seçtiğinin
içine usulca koyarmış. Ertesi sabah da aynı çiçek bir altın verirmiş
Menzile&amp;#8217;ye. Bu, kimseye duyurmak istemedikleri bir sırmış. An.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/altin-sacli-kiz_9216461.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 17:03:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Ördek Okulu</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/ordek-okulu_9216281.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/ordek-okulu_9216281.html</guid> 
            <description>ÖRDEK OKULU&lt;br&gt;
Yeşil başlı erkek ördek, kanatlarını çırparak gölün kenarına doğru
koşmuş. Göldeki balıkçıllara, filamingolara sevinçle seslenmiş: &quot;Bab
oldum! Baba!&quot;. Perdeli ayaklarıyla, kıyı boyunca badi badi
koşuştururken sevinçle bağırıp, baba olduğunu herkese duyurmuş. Suda
ince uzun ayaklarını ve uzun gagalarını kullanarak avlanmakta olan
balıkçıllar ve filamingolar, gagalarını şakırdatarak ördeği
kutlamışlar. Sonra hiç bir şey olmamış gibi avlanmayı sürdürmüşler.
Gölün çevresindeki ağaçlarda ötüşüp duran serçeler ardı ardına &quot;Ne
oldu? Ne oldu?&quot; diye seslenmişler. Yeşil başlı ördek keyifle &quot;Baba
oldum&quot; demiş. Serçeler de kanat çırpıp, sevinçle ötüşerek ördeği
kutlamışlar. Serçelerden birinin &quot;Bu mutlu haberi herkese duyuralım&quot;
demesi üzerine, gölde avlanmakta olan bir balıkçıl işini bırakıp uzun
bacaklarını suyun yüzeyine değin kaldırarak ağır ağır gölün diğer
kıyısına değin yürümüş. Orada, turnalara seslenerek, ördeğin baba
olduğunu söylemiş. Turnalar ördeğin sevincini yaymak için kanat çırpıp
uçmuşlar... Bunu gören serçelerden bir çoğu haberi yaymak için ağaçtan
ağaca uçmaya başlamışlar. Sevinç çığlıkları ve kuş sesleri çevreyi
kaplamış. Bir ağaç kovuğundan fırlayan sincap ağaçtan ağaca koşturmuş.
her kovuğa başını sokup, yeni doğan ördek yavrularının haberini yaymış.&lt;br&gt;
Yeşil başlı ördek, gururla yürüyerek annenin yanına gitmiş. &quot;Herkese
bebeklerin haberini ulaştırdım&quot; demiş. Anne ördek, yüzündeki
gülümsemeyle kanatlarını hafifçe kaldırıp, altındaki küçük ördek
yavrularını babalarına göstermiş. Sonra üşümesinler diye kanatlarını
üstlerine örtmüş... Yavruları gören ibikli horoz, başını öne arkaya
sallayarak göğsünü kabartarak ördeklerin yanına gelmiş. Biraz yüksek
sesle:&lt;br&gt;
- Bu civcivlerin işi ne? Neden sizin yanınızdalar? - Onlar civciv değil. Ördek yavrusudur.&lt;br&gt;
diye ye.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/ordek-okulu_9216281.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 17:00:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Ümit Dünyası - Kitap Özeti</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/umit-dunyasi-kitap-ozeti_9215881.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/umit-dunyasi-kitap-ozeti_9215881.html</guid> 
            <description>
	1.KİTABIN KONUSU&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
 İnsanlara yeni görüş açıları getiren bir makale kitabıdır.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
2.KİTABIN ÖZETİ&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
	  a.ÜMİT DÜNYASI&lt;br&gt;
&lt;br&gt; Bu geçici dünyada misafir olarak kaldığımız müddetçe kaybetmememiz
gereken, hep saklamamız, ruhumuzun bir köşesinde kendisine ufacıkta
olsa her zaman bir yer ayırmamız gereken tek şey ümittir. İnsanoğlu
kybettiği birçok şeyi, bu arada parayı, mevkii, sağlığı ancak ümidi
kaybetmezse yeniden bulabilir.&lt;br&gt;
		&lt;br&gt;
	   b.AYDINLIK YOL&lt;br&gt;
	&lt;br&gt;
Hayat üzerinde düşünmek ve dünyayı bir koyunun gördüğünden başka türlü
görmek talihini yer yüzünde sadece insanlara verilmiştir. &lt;br&gt;
Son derece monoton, hep birbirinin aynı gibi görünen bu dünya ve hayat
gerçekte sonu gelmez bir değişiklik süreci içindedir. Bugün gördüğümüz
şeylerden hiçbiri, ne ağaç, ne çiçek, ne kuş, ne de insan dün
gördüğümüzağaç, çiçek, kuş veye insanın tıpkısı değildir.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
	   c.BİR YETİŞME TARZI&lt;br&gt;
&lt;br&gt; Hayatta nice fakir insanlar vardır ki yaşama koşulları bakımından
herşey onlara karşı olduğu halde bir çok insanın ve hatta bütün
dünyanın taktirini kazanarak tepelere yükselmiştir. İster zengin, ister
fakir olsun, çocuklarınızın aynı ciddi hayat şartları içinde yetişmek
zorunda olduklarını ve ancak böyle olursa çok iyi yetişebileceklerini
ununtmayın.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
	   d.BİRARADA YAŞAMAK&lt;br&gt;
&lt;br&gt; İnsan yalnız kalmayı bilmelidir ki başkalarıyla rahatça
yaşayabilsin. Bütün sevgiler, arya bir hasret, bir özlem girmediği
zaman sıcaklığını kaybeder. Birarada yaşamak görüldüğü kadar kolay
değildir. Ancak kolaylaştırmanın en basit yolu arasıra ayrı kalmayı
denemektir.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
	   e.TUTUNMAK&lt;br&gt;
&lt;br&gt; Hayatta en olgunlaştırıcı mektep ıstırap ise, en öğretici
egzertsiz de çalışmaktır. Bütün ihtisaslar böyle yapılır ve günün
birinde insan, yerine konulmaz bir usta adam haline gelirse, tembel
tembel oturmak veya yan çi.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/umit-dunyasi-kitap-ozeti_9215881.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 22 Feb 2008 16:57:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Refik Halit Karay Kimdir?</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/refik-halit-karay-kimdir_8878301.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/refik-halit-karay-kimdir_8878301.html</guid> 
            <description>Refik Halid Karay&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
İstanbul'da doğmuştur (1888). Mudurnu'dan İstanbul'a göç etmiş
Karakayış ailesine mensup Maliye Başveznedarı Mehmed Halit Bey'in oğlu
olan Karay, Veznecilerdeki Şemsü'l Maarif ve Göztepe'deki Taş Mektep'te
okumuş, bu arada özel dersler almıştır. Galatasaray'a devam etmiş
(1900-1906), ancak okulu bitirememiştir. Mekteb-i Hukuk'a girmiş
(1907), bir yandan da Maliye Nezareti'nde Devair-i Merkeziye kaleminde
katiplik yapmıştır. Meşrutiyet'in ilanından sonra öğrenimini ve
katipliği bırakarak gazeteciliğe başlamıştır (1908). Önce gündelik
Servet-Fünun'da, sonra Tercuman-ı Hakikat'ta çevirmen ve yazar olarak
çalışmıştır (1909). Son Havadis adıyla, ancak iki hafta çıkabilen bir
gazete kurmuştur (1909). Hurriyet ve İtilaf Fıkrası'nın iş başına
geldiği sırada Altıncı Belediye Dairesi Başkatibi olmuş (1912), İttihat
ve Terakki İktidarınca Mahmut Şevket Paşa'ya suikast olayının ardından
muhalefeti tuttuğu gerekçesiyle Sinop'a sürülmüştür (1913). Oradan
Çorum'a, Bilecik'e ve Ankara'ya nakledilmiştir (1913-1918). Ziya Gökalp
ve Ömer Seyfettin'in çabalarıyla İstansul'a dönmüş (1918), Robert
Kolej'de Türkçe öğretmenliği yapmıştır. Mütareke'de yeniden siyasal
atılmış, Hürriyet ve İtilaf Fıkrası Genel Merkez üyesi olmuştur. Sabah
gazetesinin başyazarı olmuş, Alemdar ve Peyam-ı Sabah gazetelerinde
yazmıştır. Damat Ferit Paşa hükümeti döneminde Posta-Telgraf Umum
Müdürü atanmıştır(1919).&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Kurtuluştan sonra Milli mücadele'ye karşı olan yazıları yüzünden
Yüzellilikler listesi alınmış ve yurdu terketmek zorunda kalmıştır
(1922). Beyrut ve Halep'de onbeş yıl bir sürgün ve gurbetlik yaşamı
olmuş, Halep'te yayımlanan Doğruyol.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/refik-halit-karay-kimdir_8878301.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 18 Feb 2008 15:31:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Ali Rıfat Çağatay</title>
            <link>http://turkedebiyati.blogcu.com/ali-rifat-cagatay_8877981.html</link>
            <guid>http://turkedebiyati.blogcu.com/ali-rifat-cagatay_8877981.html</guid> 
            <description>&lt;b&gt;Ali Rıfat Çağatay&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Ali Rıfat Çağatay; 1869-1935 yılları arasında yaşamış Türk udî,
çellist, kemençezen ve bestekârdır. Türkiye Ulusal Marşı&amp;#8217;nın ilk
bestecisidir.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
İstanbul&amp;#8217;da doğan ve yaşamını aynı şehirde sürdüren Ali Rıfat Çağatay, dönemin ünlü hocalarından müzik eğitimi aldı.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
1. Dünya Savaşı yıllarında İstanbul&amp;#8217;da kurulan ve İstanbul müzik
tarihinde önemli yeri olan Şark Musiki Cemiyeti&amp;#8217;nin başkanlığını yaptı.
Türk Musikisi Ocağı adlı kurumu kurdu.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
1914 yılında Darülelhan (Nağmelerin Evi) adıyla açılan devlet
konservatuarının öğretim kadrosunda yer aldı. Üsküdar Musiki
Cemiyeti&amp;#8217;nde öğrenci yetiştirdi. 50 civarında bestesi ve müzik üzerine
çok sayıda makalesi bulunur.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Mehmet Akif Ersoy&amp;#8217;un yazdığı ve 1921&amp;#8217;de resmi marş olarak kabul edilen
İstiklal Marşı&amp;#8217;nın ilk bestesini Ali Rıfat Bey yazmıştır. Bu beste
1924&amp;#8217;te 1930&amp;#8217;a kadar kullanıldı; 1930&amp;#8217;da Osman Zeki Üngör&amp;#8217;ün batı
marşları tarzındaki bestesi ile değiştirildi.&lt;br&gt;
&lt;br&gt;
Udi Rıfat Bey adıyla da anılan Ali Rıfat Çağatay, şair ve dilci Sami
Rıfat Horozcu&amp;#8217;nun&amp;#8217;in ağabeyi, şair Oktay Rıfat Horozcu'nun amcası,
Fenerbahçe&amp;#8217;nin efsane ismi Ali Cafer Çağatay&amp;#8217;ın babasıdır.&lt;/b&gt;
&lt;p&gt;&lt;/p&gt;
.. ( &lt;a href=&quot;http://turkedebiyati.blogcu.com/ali-rifat-cagatay_8877981.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 18 Feb 2008 15:25:00 +0200</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://turkedebiyati.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>